|
|
 |
Türker Alkan'ın Radikal gazetesinde yer alan
yanılgıları
(23 Ağustos 2005 tarihli "Tanrı ve Bilim"
başlıklı yazısına cevap)
23 Ağustos 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanan
Türker Alkan'ın "Tanrı ve Bilim" isimli
köşe yazısında ciddi yanılgılar ve çelişkili mantık
örgüleri yer almaktadır.
Yazıda yer alan yanılgıları belli maddeler halinde
inceleyebiliriz:
1. Türker Alkan, evrenin rastlantı
eseri olmadığını ifade edenlere karşı Darwinistlerin
şu cevabını aktarmaktadır: "Şans az da olsa evrimin
sonucu budur. Bu evren ve canlı yaşamı hiç olmayabilirdi
de. Kendiliğinden gerçekleştiği için bu soruları sorabiliyoruz.
Bu varoluşu gerçekleştirecek rastlantının çok düşük
olması, tasarımlandığı anlamına gelmez."
Her şeyden önce Sayın Alkan bilmelidir
ki, "evrende rastlantılara yer olmadığı" bir
yorum ya da bir görüş değil, bilimsel bir gerçektir.
Evrendeki canlı ve cansız varlıkların, dengelerin, ince
ayarların tesadüfler sonucunda meydana gelmelerinin
ihtimal dışı olduğu matematiksel olarak kanıtlanmıştır.
İhtimal hesapları, istatistiki hesaplamalar
bu tartışmasız gerçeği ortaya koymuştur.
Dolayısıyla bu bir fikir, görüş, yorum
ya da felsefe değildir ki cevabı olsun. Bu bütünüyle
kanıtlanmış bilimsel bir gerçektir. Bilimsel bir gerçeğe
cevap vermek ise, örneğin yerçekimi kanununa ya da termodinamiğin
yasalarına cevap vermek gibi son derece garip bir davranış
olacaktır.
Ne var ki Türker Alkan "Darwinistlerin
yanıtı hazır" diyerek, ilginç bir biçimde böyle
açık bir bilimsel gerçeğe Darwinistlerin verdiği içi
boş, önkabul ve tutarsızlıklardan oluşan sözde cevabı
aktarmaktadır.
Normalde ise bilimsel bir gerçeğe
cevap vermek ancak, yadırganabilir, eleştirilebilir,
bir ibret konusu olarak ileri derecede mantık bozukluğuna
örnek olarak sunulabilir.
Herşeye rağmen bu sözde cevap incelendiğinde
ortada herhangi bir cevap ya da mantıklı bir önerme
değil, hiçbir bilimsellik ve makul-mantıklı cevap niteliği
taşımayan dogmatik ve çelişkili ifadeler bulunduğu görülecektir.
Bunların birkaçını inceleyelim:
— Türker Alkan "evrimin sonucu
budur" derken bilmelidir ki, evrenin rastlantı
eseri olamayacağının bilimsel olarak kanıtlanması zaten
rastlantılara dayandırılan evrimin de gerçekleşemeyeceğini
ortaya koyar. Dolayısıyla gerçekleşmeyen bir evrimin
herhangi bir sonucu da olamaz.
— "Kendiliğinden gerçekleştiği
için" ifadesi ise en küçük bir bilimsel ya da mantıksal
değeri olmayan bir ifadedir.
— "Rastlantının çok düşük olması,
tasarımlandığı anlamına gelmez" ifadesinde ise
hem bir yanılgı hem de bir çelişki vardır. Yanılgı,
rastlantı ihtimalinin çok düşük olduğudur. Doğrusu ise,
evrenin rastlantıların eseri olması ihtimalinin az ya
da çok düşük değil, "sıfır" olduğudur!
Bir örnek vermek gerekirse; New York
Üniversitesi kimya profesörü ve DNA uzmanı Robert Shapiro,
sadece basit bir bakteride bulunan 2000 çeşit proteinin
rastlantısal olarak meydana gelme ihtimalini hesaplamıştır.
(Tek bir insan hücresinde ise yaklaşık 200.000 çeşit
protein vardır.) Elde edilen rakam, 1040.000'de 1 ihtimaldir.
(Robert Shapiro, Origins: A Sceptics Guide to the Creation
of Life on Earth, New York, Summit Books, 1986, s.127)
1040.000 sayısı, 1 rakamının yanına 40 bin tane sıfır
gelmesiyle oluşan, insan zihninin kavrama sınırlarının
ötesinde muazzam bir sayıdır.
Matematiksel olarak 1050'de 1'den
daha düşük olan ihtimaller gerçekleşmesi imkansız olan
ihtimallerdir. 1040.000'de 1 sayısı ise tek bir bakterinin
dahi rastlantısal olarak oluşmasının, imkansızın da
ötesinde bir durum olduğunu matematiksel olarak ifade
etmektedir.
Cardiff Üniversitesi'nden, Uygulamalı
Matematik ve Astronomi Profesörü Chandra Wickramasinghe
ise bu sayı karşısında şu yorumu yapmaktadır:
"Bu sayı (1040.000) Darwin'i
ve tüm evrim teorisini gömmeye yeterlidir. Bu gezegenin
ya da bir başkasının üzerinde hiçbir zaman (hayatın
doğabileceği) bir ilkel çorba olmamıştır ve yaşamın
başlangıcı rastlantısal olarak gerçekleşemeyeceğine
göre, amaçlı bir aklın ürünü olmalıdır." (Fred
Hoyle, Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space,
New York, Simon & Schuster, 1984, s. 148)
Türker Alkan'ın ifadesindeki çelişkinin
düzeltilmiş hali ise şöyledir: En basit bir bakterinin
bile rastlantısal olarak ortaya çıkması imkansız ötesi
imkansız ise, tüm evrenin ve içindeki canlı ve cansız
varlıkların rastlantılarla meydana gelmesi diye bir
durumdan söz etmek mümkün değildir.
Evrenin ve içindekilerin varlığı rastlantısal
olmadığına göre geriye tek bir seçenek kalmaktadır:
Evren ve canlı cansız tüm varlıklar Allah tarafından
bilinçli olarak yaratılmışlardır.
2. Türker Alkan'ın yazısında şöyle
bir ifade yer almaktadır: "Tanrı (veya Büyük Fizik
Denetleyici), insanoğlunu çamurdan değil de evrim yoluyla
maymunların atalarından yaratmış olamaz mı?'"
Sayın Alkan'ın bu ifadeyi kullanması
onun evrimin bilimsel açıdan geçerli bir teori olduğunu
sanması gibi ciddi bir yanılgıdan kaynaklanmaktadır.
Oysa, şurası açık bir gerçektir ki evrim teorisi günümüzde
bilimin ilgili her dalında defalarca çürütülmüş bir
teoridir.
Evrimcilerin hile ve sahtekarlıkları,
aldatmacaları, düzmece kanıtları, kendi elleriyle hazırladıkları
sahte kafatasları ve fosiller, her defasında deşifre
edilmiş ve gün ışığına çıkartılmıştır.
Hiçbir fosilin evrim teorisini desteklemediği,
fosil kayıtlarında canlıların evrimle değil, bir anda
üstün bir yaratılışla ortaya çıktıkları, tek bir protein
molekülünün dahi tesadüfen meydana gelemeyecek kadar
kompleks yapı ve işlevlere sahip olduğu, mutasyon, doğal
seleksiyon gibi mekanizmaların hiçbir evrimleştirici
etkilerinin bulunmadığı ve bunlar gibi evrimci iddiaları
çürüten sayısız delil gözler önüne serilmiştir. Evrim
literatürü, evrimci bilim adamlarının itirafları ve
çaresizlik ifadeleriyle doludur. Tesadüflerin, rastlantıların
evrimleştirici hiçbir etkisinin olamayacağı ihtimal
hesaplarıyla da ortaya konmuştur.
Bunun yanı sıra hiçbir İlahi kitapta
evrimle yaratılıştan bahsedilmemektedir. En son Hak
Kitap olan Kutsal Kitabımız Kuran'ı Kerim'de insanların
Hz. Adem'den geldikleri, Hz. Adem'in de çamurdan yaratıldığı
bildirilmektedir. Kuran'ın hiçbir ayetinde ne doğrudan
ne de dolaylı olarak evrimle yaratılış gibi bir olaydan
söz edilmekte, bu konuda herhangi bir ima dahi bulunmamaktadır.
Özetle diyebiliriz ki, Türker Alkan'ın
bu konudaki endişesi yersizdir. Hem bilimsel olarak
evrim diye bir sürecin hiçbir zaman gerçekleşmediği
kanıtlanmıştır hem de İlahi dinlerde böyle hayali bir
olayın yeri yoktur.
Bu konuda daha kapsamlı bilgi sahibi
olması için kendisine (Harun Yahya'nın) "Evrim
Aldatmacası", "Hayatın Gerçek Kökeni",
"Kuran Darwinizm'i Yalanlıyor" kitaplarını
okumasını öneririz.
3. Türker Alkan'ın yazısının devamında
farklı cümlelerle ifade edilen ve yazısının geneline
hakim olan temel yanılgı, 'Allah'ın varlığının ve evrenin
yaratılmış olduğunun bilimsel olarak kanıtlanamayacağı
ve evrim teorisinin yanlış olmasının Allah'ın varlığını
göstermeyeceği yanılgısıdır. Allah'ı tenzih ederiz.
Bu yanılgı ateist ve materyalist çevrelerin
tümünde yaygın olan ortak bir söylemdir.
Materyalizmin sözde bilimsel dayanağı
olan evrim teorisinin, bilimsel olarak her yönden çökmesi
sonucunda paniğe kapılan materyalistler, çareyi bu tür
demagojilere ve laf oyunlarına başvurmakta bulmuşlardır.
Amaç, bu tür mantık dışı izahlarla
insanların kafalarını karıştırıp, zihinlerini bulandırarak
onların Allah'a iman etmelerini engellemek ve böylece
materyalist düşünce sistemini ayakta tutmaya çalışmaktır.
Gerçekte ise ortada materyalistlerin
sürüklemeye çalıştıkları gibi karmaşık, belirsiz bir
durum yoktur. Gerçek son derece açıktır:
Evrenin ve evrendeki tüm varlıkların
rastlantılar sonucunda meydana gelemeyeceğinin matematiksel
olarak kanıtlanması, Allah'ın varlığından ve her şeyi
Allah'ın yaratmakta olduğu gerçeğinden başka bir ihtimal
olmadığını da kanıtlamaktadır.
Yine evrimin olmadığını kabul eden
bir kimse için canlıları Allah'ın yaratıyor olmasından
başka bir ihtimal yoktur. Bilim bir canlı hücresinde
içiçe geçmiş, indirgenemez bir komplekslik olduğunu,
tek bir parçanın dahi eksikliğinde tüm sistemin işe
yaramaz hale geleceğini, bu nedenle en küçük bir hücrenin
bile işlevsel olabilmesi için tüm parça ve sistemleriyle
birlikte, eksiksiz ve kusursuz olarak varolması gerektiğini
ortaya koyar. Bunun da tesadüflerle gerçekleşme ihtimalinin
matematiksel olarak sıfır olduğunu ispatlar. Bilimin
vardığı bu sonuç bize şu kesin gerçeği göstermektedir:
Hücre ve tüm canlılık Allah'ın yaratması sonucunda meydana
gelmişlerdir.
Demek ki bilimsel olarak evrimin gerçekleşmesinin
imkansızlığı Allah'ın varlığını açık ve net bir biçimde
ispatlamaktadır. Bunda Türker Alkan'ın ifade ettiği
gibi "bilimsel araştırma yöntemi"ne, "bilimsel
yöntemin evrensel kabul gören standartları"na aykırı
hiçbir durum yoktur.
Bilim evrenin her noktasında Allah'ın
yaratmasına şahitlik etmektedir. Yaratılışa aykırı olan
ise bilim değil, materyalist felsefe ve bilimin materyalist
yorumudur.
başa dön
|
|
|
 |
Türker Alkan'ın 'İnsan bir makinedir' yanılgısı
(5 Haziran 2005 tarihli "İlahi Kimya" başlıklı
yazısına cevap)
Türker Alkan, Radikal gazetesindeki
köşesinde "İlahi Kimya" başlıklı bir yazı
yayınladı (5 Haziran 2005). Sayın Alkan, evrim ve yaratılış
gerçeği konusundaki tartışmalara değindiği yazısında,
kendi fikrini beyan ediyor ve insanın fiziksel ve kimyasal
etkileşimlerle yaşamını sürdüren, "olağanüstü bir
makine" olduğunu öne sürüyordu. Bu görüşünü ise
manşetlere sıkça yansıyan bazı haberlerden örneklerle
desteklemeye çalışıyor ve annelik içgüdüsünü etkisi
olduğu düşünülen bir kimyasala, inancı kontrol ettiği
varsayılan beyin bölgesine ya da güven duygusunu artıran
kokunun bulunduğuna dair çalışmaları görüşüne dayanak
gösteriyordu.
Ancak 'insan bir makinedir' görüşünde
derin bir yanılgı söz konusudur. Bu görüşün mantıksal
ve bilimsel olarak hiçbir dayanağı bulunmamaktadır.
Bu görüş öne sürülürken materyalist
felsefe dayanak alınmakta, insanın bir atom yığını olduğu
ve tüm davranış ve zihinsel faaliyetlerinin de kimyasal
etkileşimlerin bir sonucu olduğu savunulmaktadır. Oysa
bu zemin, tamamen çürük bir zemindir. Çünkü insanların
zihinsel faaliyetleri materyalizmle açıklanamaz.
Materyalistler, teorilerinin kaynağı olan akıllarını,
sadece beyindeki atomlar arasında devam eden kimyasal
tepkimelerin bir ürünü saymaktadırlar. Kimyasal tepkimelerin
ürünü olarak savunulan bir teorinin doğruluğuna inanmak
için hiçbir mantıklı sebep bulunmamaktadır. 20. yüzyılın
önde gelen Darwinistlerinden ve aynı zamanda bir materyalist
olan biyolog J. B. S. Haldane, bu gerçeğin farkına varmış
ve şunları söylemiştir:
"Aklın, maddenin sadece bir yan ürünü olduğu fikri
bana olağanüstü derecede olasılık dışı görünüyor. Eğer
zihinsel işlemlerim tamamen beynimdeki atomların hareketiyle
belirleniyorsa, inançlarımın doğru olduğunu varsaymak
için bir nedenim yok. Kimyasal olarak güvenilir olabilirler
ama bu onları mantıksal olarak güvenilir yapmamaktadır.
O halde oturduğum dalı kesmek mecburiyetinden kaçmak
için, diyebilirim ki, aklın tamamen maddeye bağımlı
olmadığına inanmaya zorlanıyorum." (Haldane J.B.S.,
"When I Am Dead" in "Possible Worlds:
And Other Essays" [1927], Chatto and Windus: London,
1932, reprint, sf.209)
Bir materyalist için bu açmazdan kurtulmanın
tek yolu, Haldane'nin de dediği gibi aklın tamamen maddeye
bağımlı olmadığını kabul etmektir. Ancak bunu yapan
birisi artık bir materyalist sayılamayacağı için materyalizm
kendini çürüten bir felsefedir. Bu sebeple, 'insan fiziksel
ve kimyasal etkileşimlerin ürünü bir makinedir' görüşü,
geçersizdir.
Diğer yandan, sözkonusu yazıda Sayın
Alkan'ın dayanak gösterdiği çalışmalar da bilimsel olarak
hiçbir güvenilirliğe sahip değildirler. Herhangi bir
insan davranışının genler, kimyasallar veya beyin bölgesiyle
ilgili olduğunu iddia eden çalışmalar, herhangi somut
bir ilişkinin ispatını oluşturmamaktadır. Bunlar, belli
davranışlarla istatistiksel açıdan ilişkiler göstermeye
çalışılan çalışmalardır. Böyle birşeyi yapmak kolay,
ancak güvenilir değildir.
Örneğin bir araştırmacı, insan davranışlarının
gezegenlerin hareketlerinden kaynaklandığına dair bir
inanç besliyorsa bir takım insanları test edebilir ve
onların kavgacılık veya yenilik araştırmaya eğilimli
olma gibi davranışlarını kendince kategorilendirebilir.
Bir yandan da Satürn ve Jüpiter'in konum haritalarına
bakarak gezegenlerin konumuyla bu kişilerin davranış
özellikleri arasında paralellikler araştırabilir. Ancak
açıktır ki, böyle bağlantılar kurduğu zaman bunlar,
gezegenlerin insan davranışının kaynağı olduğunu kanıtlamaz.
Bu gibi konuların manşetlere sık yansımasına
da aldanılmamalıdır. Gerçekte bu manşetler, popüler
medyada reklam ve sansasyon amacıyla kullanıldıkları
için, ciddi bilimsel kaynaklarda açıkça eleştirilmektedir.
Örneğin bilim dergisi Science'da konuyla ilgili olarak
yayınlanan Genler ve Davranış başlıklı makalede şunlar
ifade edilmektedir:
"Bilim adamları belli genlerin veya kromozom bölgelerinin
davranış özellikleriyle bağlantılı olduğunu tekrar tekrar
iddia ettiler ama elde ettikleri bulgulara [başka çalışmalarda]
yeniden ulaşılamaması üzerine bunları geri çekmek durumunda
kaldılar... Bu iddiaların hepsi büyük coşkuyla ilan
edildi; hepsi popüler medyada sorgusuz sualsiz selamlandı
ama hepsi artık itibardan düşmüş durumda". (C.
Mann, "Genes and behavior," Science264 ; 1687
(1994), sf.1686 -1689)
Massachusetts'teki Brandeis Üniversitesi'nde
nörogenetikçi olarak görev yapan Jeff Hall, "Bu
hikayelerin bazılarının yarı-ömrü yaklaşık olarak altı
aydır" sözleriyle bu yönde ortaya atılan tüm tezlerin
kısa zamanda çürütüldüğünü ve bunun artık kurallaştığını
vurgulamaktadır. (Karen Schmidt, "It was my genes,
guv", New Scientist, vol 156 issue 2107 - 08 Kasım
1997, sf. 46)
Takdir edilmelidir ki, bir çalışmanın
manşetlere taşınması onu güvenilir kılmaz. Asıl olan,
çalışmada yürütülen metodların güvenilirliğiyle elde
edilen bulguların başka çalışmalarla da doğrulanmasıdır.
Yukarıda gösterildiği gibi, davranış ve genler, beyin
bölgesi vs. arasında ilişki kuran çalışmalar, bu temel
kriterlerin her ikisinden de yoksundur.
İnsan, şuursuz atomların rastlantısal bir oluşumu değil,
Yüce Allah'ın üstün bir akıl ve sonsuz bir kudret ile
varettiği bir canlıdır. Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
"Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam
bir karar yerine yerleştirdik. Sonra o su damlasını
bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alakı
(hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık;
daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık;
böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka
yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli
olan Allah, ne Yücedir". (Müminun Suresi, 12-14)
başa dön |
|
|
 |
Radikal yazarı Türker Alkan’ın yanılgıları
(11 Temmuz 2003 tarihli "Bilim ve Tanrı" başlıklı
yazısına cevap)
Radikal gazetesi köşeyazarı Türker Alkan'ın 11 Temmuz
2003 tarihli yazısı "Bilim ve Tanrı" başlığını
taşıyordu. Türker Alkan, bir kaç gün önce VAKİT gazetesinde
yayınlanan ve TÜBA'nın (Türkiye Bilimler Akademisi)
evrim teorisi lehindeki yayınlarını eleştiren yazısını
eleştiriyordu.
TÜBA'nın çıkardığı ve söz konusu tartışmaya
neden olan yayın, aslında ABD Ulusal Bilimler Akademisi
tarafından hazırlanan "Bilim ve Yaratılışçılık"
isimli kitapçıktır. Bu kitapçık, Darwinizm'e körü körüne
bağlanmış bir grup bilim adamının önyargılı ve taraflı
spekülasyonları ile doludur. Ve Türker Alkan'ın zannettiği
gibi bir "bağnazlığa karşı bilim" örneği değildir.
(Kitabın eleştirisi için bkz; Harun Yahya, Amerikan
Ulusal Bilimler Akademesi'nin Yanılgıları, 2003)
Türker Alkan'ın en önemli yanılgısı,
aşağıdaki satırlarda ortaya çıkmaktadır:
".... Fakat, benim asıl tartışmak istediğim konu
başka bir şey. Bilim, bir düşünce etkinliği olarak zaten
'ateizmi' var saymak zorundadır. Bu varsayım sadece
biyoloji ve evrim gibi dini bakımdan duyarlı alanlarda
değil, fiziksel sosyolojiye kadar bütün alanlarda geçerlidir.
Bilimsel araştırma, algılayabildiğimiz evren içindeki
düzenlilikleri ve nedensellik ilişkilerini araştırır.
'Tanrı'nın varlığını ve gözlenebilen evrendeki olaylara
ve süreçlere müdahalesini var saydığınız anda, çağdaş
bilimi bırakıp dini açıklamalara yönelmeniz gerekir."
Türker Alkan, bilimin işlemesi için
ateizmi kabul etmesini, yani maddesel dünyada hiç bir
İlahi müdahale olmadığı varsayımını temel alması gerektiğini
ileri sürmektedir. Bu, çok yaygın ve çok büyük bir yanılgıdır.
Önce şunu belirtelim: Bilimin hiç bir önyargı olmadan
işlemesi gerektiği herkesçe kabul edilen bir kuraldır.
Bunu Türker Alkan da kabul edecektir. Ama Sayın Alkan
ve benzer düşüncede olanlar, ısrarla bilimin ateizmi
kabul ederek işleyebileceği yanılgısını savunmaktadırlar.
Bilim yaparken bilim adamları iki farklı
seçenekle karşı karşıya gelirler. Ve yapmaları gereken,
"bilim adamı" olmanın bir gereği olarak, bu
iki seçeneğin hangisinin doğru olduğu sorusuna bilim
yoluyla cevap aramalarıdır. Evrende madde-ötesi bir
aklın gücünün tecellileri mi vardır yoksa evren, yaratılmamış
ve rastlantılarla şekillenmiş bir madde yığını gibi
mi durmaktadır? Bilim bu sorulara cevaplar getirebilir.
Ama dikkat edilirse Türker Alkan, üstteki
seçeneklerden sadece ikincisinin bilime temel olabileceğini,
bilim adamlarının bu ikinci seçeneği gözü kapalı olarak
kabul etmelerini, ondan sonra bilim yapmalarını savunmaktadır.
Yani, önyargıyı savunmaktadır!
Bu önyargıyı "bilimsel araştırma,
algılayabildiğimiz evren içindeki düzenlilikleri ve
nedensellik ilişkilerini araştırır" diye savunmak,
durumu kurtarmaz. Çünkü bu iddia, evrendeki her şeyin
nedensellik ilişkileri ile açıklanabileceği varsayımı
üzerine kuruludur. Peki ama evrende nedensellik ilişkileri
dışında da etkiler varsa? Evren, sadece maddenin biribirini
etkilemesiyle değil, üstün akıl ve güç sahibi bir Yaratıcı'nın
maddeyi yoktan var etmesi ve etkilemesiyle oluşmuşsa?
(Ki bugün tüm bilimsel veriler bütün kainatı üstün bir
Yaratıcı'nın yani Allah'ın yoktan var ettiğini açıkça
göstermektedir.) Sayın Türker Alkan'ın savunduğu bilim
anlayışı, bu ikinci ihtimali baştan gözardı ettiği için
önyargılıdır ve dolayısıyla bize evrenin gerçeğini bulma
hakkında yardımcı olamaz.
Gerçekte bilimin ateist olmak, yani
"evren sadece maddeden ibarettir, madde ötesinde
bir bilinç yoktur" şeklindeki bir dogmaya inanmak
zorunluluğu yoktur. Bilim bulguları inceler ve bulgular
bizi nereye götürüyorsa onu kabul eder. Etmelidir.
Şunu da hatırlatalım: Buraya kadar
argüman gereği "peki ya böyleyse" diye bir
ihtimal olarak öne sürdüğümüz açıklama, aslında somut
bir gerçektir: Bugün astrofizik, fizik, biyoloji gibi
farklı bilim dalları, evrende ve doğada rastlantılarla
açıklanması imkansız bir plan olduğunu açıkça göstermektedirler.
Deliller, Allah'ın varlığını bir kez daha kanıtlamaktadır.
Kanıtsız olan "inanç" ise ateizmdir.
Bir bilim adamı, yeryüzündeki dinlerin
hiç birine inanmasa, hatta din diye bir kavramdan habersiz
bile olsa, "evrenin kökeni nedir" sorusunu
araştırarak Allah'ın varlığını bulabilir. Evrende büyük
bir ahenk ve düzen olduğu açıktır ve bunu bir Yaratıcı'nın
meydana getirdiği sonucuna varmak için, salt gözlem
ve akılcı değerlendirme yeterlidir.
Gerçekte bilim ve din, aynı gerçeğe
giden iki farklı yoldur. Bilimsel bilginin kaynağı,
evrenin gözlem ve deney yoluyla incelenmesidir. Dini
bilginin kaynağı, Yüce Allah'tan bize gelen mesajdır.
Bunların ikisinin de aynı noktaya varması, ikisinin
birbirine karışması, "bilimin din tarafından yönlendirilmesi"
anlamına gelmez.
Dolayısıyla materyalizme ve özelilkle
de Darwinizm'e inananların, canlıların kökeninin "yaratılış"
olduğunu belirten her açıklamaya karşın "siz bilimle
dini karıştırıyorsunuz" demeleri çok yanlıştır.
Bilim, kendi yöntemleri ile;
- Tüm maddesel evrenin yoktan var edildiğini
ve insan yaşamının gerektirdiği çok hassas bir "ayarlama"
ile düzenlendiğini,
- Canlılığın en basit biriminin bile,
rastlantısal doğa olayları ile açıklanamayacak kadar
kompleks olduğunu ve dolayısıyla bir üstün bir yaratılışı
kanıtladığını,
- Yeryüzündeki canlıların tüm temel
vücut planlarının aniden, daha önce bir ataları olmadan,
aynı jeolojik devirde (Kambriyen devir) ortaya çıktığını,gösterdiğine
göre, evrenin ve canlıların "yaratıldığını"
gösteriyor demektir. Bu, tümüyle bilimsel bir sonuçtur.
Bu bilimsel sonucun, yani yaratılışın,
evrenin ve canlılığın Allah'ın eseri olduğunu bildiren
İlahi dinlerle (İslam, Hıristiyanlık ve Musevilikle)
uyumlu olduğu doğrudur. Ama dikkat edilirse yaratılışın
kanıtları olarak bu dinlerin İlahi kitapları değil;
astronomi, fizik, kimya, biyoloji, genetik gibi bilimsel
deliller ileri sürülmektedir. Dolayısıyla Türker Alkan'ın
veya diğer materyalizm yanlısı yorumcuların yaratılışa
olan "bu bilim değil dindir" şeklindeki itirazları
anlamsızdır.
Türker Alkan'ın üçüncü bir yanılgısı
ise, din dendiğinde, hep dinde yeri olmayan bir takım
hurafeleri gözünün önüne getirmesidir. Yazısında "din"den
söz ederken ya 1999 depremi hakkında yapılan bazı yanlış
yorumlardan ya da "muskacılık"tan örnek vermesi,
konuyu hatalı değerlendirdiğini göstermektedir.
Türker Alkan'ın bu hatalı yaklaşımını, yazısının tek
doğru paragrafının sonunda görüyoruz:
"Benim kişisel fikrimi soracak
olursanız, bilim adamlarının çoğunun (özellikle fizik
bilimlerle ve biyolojiyle uğraşanların) Tanrı'ya inandıklarını
sanıyorum. İnsanların bilgileri derinleştikçe, evren
ve yaşam öylesine muhteşem bir mimariyle inşa edilmiş
ki, bütün bunlar rastlantı eseri olamaz, diye düşünmeleri
çok doğal. Ama bu düşünceyi bilimsel alana uygulamaya
kalkacak olursanız, hastalıkları muskayla iyileştirmeye
kalkarsınız ki, sonuç hiç de parlak olmaz."
Sayın Alkan'ın bu paragrafı son cümle
hariç doğrudur. Evrenin bir rastlantı eseri olmadığı
gerçeğini sezdiği ve böyle düşünenleri haklı bulduğu
için kendisini kutlarız. Ancak son cümledeki "muskacılık
argümanı" şaşırtıcı derecede hatalıdır.
Türker Alkan'a, en az yarım öncesinde
kalmış yanlış "din-bilim çatışması" kalıplarıyla
değil, çağdaş bilimsel bulgulara göre düşünmesini öneriyoruz.
O zaman, kendisinin de vicdanen hissettiği "evren
ve yaşam öylesine muhteşem bir mimariyle inşa edilmiş
ki, bütün bunlar rastlantı eseri olamaz" gerçeğinin,
aynı zamamda bilimsel bulgular tarafından da desteklenen
çok açık bir gerçek olduğunu görebilecektir.
başa dön |
|
|
| |
Türker Alkan'ın yanlış anlamaları
24.08.2003 tarihli "Darwin'e yasak, başörtüsüne
özgürlük!" başlıklı yazısına cevap.
Radikal yazarı Türker Alkan, "Darwin'e
yasak, başörtüsüne özgürlük!" başlıklı yazısında
şöyle yazıyordu:
"Geçenlerde bir e-posta mesajı
aldım: Radikal gazetesi, Darwinist kuramı destekliyor,
bundan vazgeçin, diye. Dincilerin bir takıntısı da bu,
evrim kuramını yasaklatmaya çalışıyorlar. Ve bu yasaklama
isteği o kadar doğal gözüküyor ki, saklamaya veya tevil
etmeye bile gerek görmüyorlar."
Türker Alkan, bundan sonra da İslam
dünyasındaki bazı olumsuzluklardan, din adına yürütülen
yanlış uygulamalardan ve inançlardan söz ediyordu.
Sayın Alkan'ın sözünü ettiği yanlış
uygulama ve inançları elbette biz de tasvip etmiyoruz.
Din adına ortaya sürülen hurafeler gerçekten de önemli
bir problemdir ve gerçek din ahlakının tam olarak anlaşılıp
yaşanabilmesi için bu yanılgıların ortadan kalkması
gerekir.
Ama Sayın Alkan'ın da önemli birkaç
yanılgısı vardır:
1) Öncelikle hala, evrim teorisini
bilimsel bir gerçek sanmaktadır. Evrimle bilimi eşdeğer
kavramlar gibi düşünmektedir.
2) Evrim teorisine getirilen eleştirilerin
"bu teori yasaklansın" mantığıyla ileri sürüldüğünü
sanmaktadır.
Oysa evrim teorisi bilimsel dayanağı
kalmamış bir inançtır ve teoriyi eleştirenler de "bu
teori yasaklansın" diye değil, "bu teoriyi
çürüten bilimsel gerçekler ortaya konsun" diye
çaba harcamaktadırlar.
Evrim teorisi, kesin bir gerçek olarak
değil, sadece bir teori olarak ders kitaplarında elbette
ki yer alabilir, medyada gündeme getirilebilir. Ancak
bu yapılırken, teorinin sahtekarlıkları, bilimsel olarak
içine düştüğü açmaz ve yanılgıları da gözler önüne serilmelidir.
Temel sorun bu teoriyi çürüten onlarca bilimsel kanıt
ortaya çıkmış olmasına rağmen, bunlardan hiç söz edilmemesi,
teorinin körü körüne savunulması ve ısrarla bilimsel
bir gerçekmiş gibi empoze edilmesidir. Yanlış olan budur
ve Türker Alkan'ın -ve teoriyi savunan diğer kalemlerin-
bu yanlıştan vazgeçmeleri gerekmektedir.
Örneğin Sayın Alkan, evrim teorisinden
bahsederken; fosil kayıtlarının neden ve nasıl Darwinizm'le
uyuşmadığına da değinmelidir. Yapılan sahtekarlıkları
incelemelidir. Ama ilk yapması gereken, "evrim
bilimdir, buna karşı çıkanlar yasakçıdır" gibi
gerçek dışı bir şablonla düşünmekten vazgeçmektir.
Sayın Alkan bilmelidir ki biz evrim
teorisinin "yasaklanmasını", gündemden çıkarılmasını
değil, aksine daha da fazla gündeme gelmesini istiyoruz.
Gündeme gelsin -ama objektif bir biçimde sorgulansın
ki- bu teorinin neden büyük bir yanılgı olduğu bilimsel
kanıtlarla gözler önüne serilsin.
başa dön |
|
|
| |
Sayın Türker Alkan’ın Darwinizm
hakkındaki yanılgıları
(14 Mayıs 2002 tarihli "Biz kimiz şimdi" başlıklı
yazısına cevap)
14 Mayıs 2002 tarihli Radikal gazetesinde Sayın Türker
Alkan'ın "Biz kimiz şimdi" başlıklı yazısında
bazı önemli yanılgılar bulunmaktaydı. Aşağıda Sayın
Alkan'ın bu yanılgıları hakkında bazı açıklamalar yer
almaktadır.
1. Bilim, dini gerçekleri değil, Darwinizm'i
yıkmıştır
Sayın Alkan yazısında bilimin önyargıları
yıkıp geldiğini belirtmiş ve buna Marksistlerin ve ırkçıların
bilim tarafından yıkılan önyargılarından örnekler vermiştir.
Sayın Alkan'ın bu konudaki tespitleri son derece doğrudur.
Ancak, Sayın Alkan'ın yanıldığı nokta şu cümlesinde
yer almaktadır.
"Bilim yıka yıka geliyor. En büyük
darbeyi de Darwin kuramıyla yara alan 'Adem-Havva öyküsü'
yedi."
Sayın Alkan'ın bu yorumu çok yanlıştır
ve özellikle tam tersi bir durumun, yani Darwinizm'in
bilim tarafından kesin ve açık delillerle yıkıldığının
açığa çıktığı bir dönemde böyle bir yorumda bulunması
dikkat çekicidir. Çünkü, 20. yüzyılın özellikle ikinci
yarısından bu yana, paleontoloji, mikrobiyoloji, genetik,
anatomi gibi birçok alanda, Darwinizm'in temel iddiaları
birer birer yıkılmıştır. Evrim teorisinin bilimsel geçerliliği
olmamasının nedenleri özetle şöyledir:
• Fosil kayıtları evrim teorisine karşıdır.
Çünkü bu kayıtlar farklı canlı gruplarının yeryüzünde
birbirlerinden bağımsız olarak, aniden ve kompleks yapılarıyla
ortaya çıktığını ve yüzmilyonlarca yıl boyunca değişmeden
sabit kaldıklarını göstermektedir. Fosil biliminde "sudden
appearance" (aniden ortaya çıkış) ve "stasis"
(durağanlık) olarak adlandırılan bu iki bilimsel gerçek,
evrim teorisini değil, yaratılışı desteklemektedir.
• Evrim teorisi, canlıların hiçbir
plan ve tasarım olmadan, yani bilinçli bir şekilde yaratılmadan,
rastlantılar ve doğa kanunlarıyla ortaya çıktığı iddiasındadır.
Oysa yapılan gözlemler, deneyler, biyomatematiksel hesaplar,
bunun mümkün olmadığını ispatlamıştır. Bir bilgisayarın,
metal, plastik, cam gibi malzemelerin "tesadüfen"
birleşmeleriyle oluşmasının imkansız olması gibi, canlıların
da moleküllerin "tesadüfen" birleşmesiyle
oluşması imkansızdır.
• Evrimciler tarafından iddia edilen
"evrim mekanizmaları", gerçekte hiçbir evrim
sağlamamaktadır. Doğal seleksiyon ve mutasyon (yani
canlı genlerinde oluşan rastgele değişiklikler) yoluyla,
hiçbir canlının avantaj sağladığı, geliştiği gözlemlenmemiştir.
Gerçekte mutasyon canlılara her zaman için zarar vermektedir.
Yani doğada canlıları basitten komplekse doğru geliştiren
"evrim mekanizmaları" yoktur.
• Canlıların anatomik ve özellikle
de biyokimyasal yapılarının incelenmesi, Darwinizm'in
temeli olan "kompleks yapılar, küçük rastlantısal
değişikliklerle kademe kamede oluşur" varsayımını
çürütmüştür. Çünkü pek çok organik yapının "indirgenemez
kompleks" olduğu, yani daha basit bir formda hiç
bir işlev görmeyeceği, dolayısıyla ancak mükemmel formuyla
ortaya çıkmış olabileceği anlaşılmıştır.
Kısacası, Sayın Alkan'ın da belirttiği
gibi "bilim yıka yıka gelmektedir." Fakat
Sayın Alkan'ın fark edemediği nokta şudur: Bilimden
gelen en büyük darbeyi Darwinizm almıştır. (Darwinizm'in
yıkılışının bilimsel delilleri için bkz. http://www.harunyahya.org/evrim/hy_hayatin_gercek_kokeni/hk.html)
Allah, canlılığı evrimle yaratmamıştır
Sayın Alkan yazısında, hayatın rastlantısal
olarak başladığına inanmadığını, bütün yaratılışı yönlendirenin
Allah olduğuna inandığını belirtmiştir. Sayın Alkan,
her akıl ve vicdan sahibi insanın vardığı sonucu şu
cümleleri ile ifade etmiştir:
"Bana soracak olursanız bütün
yaratıyışı yönlendiren bir Tanrı vardır. Mucizevi yaşam
macerasının bir rastlantı olduğuna inanmıyorum."
Ancak, Sayın Alkan, cümlesine şöyle
devam etmiştir:
"Ama (Tanrı) iradesini neden din
kitaplarında anlatıldığı gibi koysun da, Darwin'in dediği
gibi koymasın, bunu anlamak mümkün değil."
Aslında, Sayın Alkan'ın "anlamak
mümkün değil" dediği konu son derece açık ve anlaşılırdır.
Allah canlılığı evrimle yaratmamıştır ve bu gerçeği
görebileceğimiz iki kaynak vardır: Kuran ve bilim. Allah'ın
kesin sözü olan ve hiçbir değişikliğe uğramamış olan
Kuran'da Allah, canlıları nasıl yarattığını bildirmiştir
ve bu yaratılışta evrimleşme yoktur. Allah canlıları
"Ol" emri ile, bugünkü şekil ve yapıları ile
yaratmıştır. Kuran'ı ve canlıları yaratan Allah olduğuna
göre, Allah'ın canlıları nasıl yarattığını öğreneceğimiz
kaynak Kuran'dır, Darwin'in kitabı değil. Bu nedenle,
"neden din kitaplarında anlatılan yaratılışın kabul
edildiği" sorusu da cevaplanmış olmaktadır.
Allah'ın canlıları evrim ile yaratmadığını
bize gösteren ikinci kaynak ise bilimdir. Yukarıda da
söz edildiği gibi, canlıların evrim geçirdiklerine dair
tek bir bilimsel delil bulunmamaktadır. Bu durumda,
evrim teorisini kabul etmenin hiçbir gerekçesi bulunmamaktadır.
(Bu konuda daha detaylı bilgi için bkz. http://www.harunyahya.org/imani/yalanliyor/yalanliyor.html)
Sonuç
Günümüzde bazı bilim adamlarının hala
evrim teorisini kabul ediyor ve savunuyor olması Sayın
Alkan'ı yanıltıyor ve evrim teorisini bilimsel bir gerçek
sanmasına neden oluyor olabilir. Ancak evrim teorisi,
tek bir bilimsel delili olmayan ve tamamen ideolojik
nedenlerle savunulan bir teoridir. Allah'ın varlığına
inanmayan, materyalist ve ateist bir dünya görüşüne
sahip kişiler için, evrim teorisi, canlılığın kökenine
dair yegane açıklamadır. Bu nedenle söz konusu kişiler
ideolojileri ve önyargıları uğruna, hiçbir bilimsel
delili olmayan bir teoriyi savunurlar. Ancak, Sayın
Alkan gibi, Allah'ın varlığını kabul eden, yaratılış
gerçeğini görebilen kişilerin, evrim teorisini savunmaya
hiçbir ihtiyaçları yoktur.
Darwinizm bilim tarafından yıkılmıştır
ve Allah canlıları bir anda yoktan var etmiştir. Allah
her türlü yaratmayı bilen, üstün güç sahibi olandır.
başa dön
| Radikal Gazetesi'ne NET CEVAPLAR |
|
| |
| Tüm NET CEVAPLAR |
|
|
|
|